Son Eklenenler

Facebook'ta Takip Edin

12 Nisan 2017 Çarşamba

Kelam Yakup

Anlayabilmek

Satılık Köpek Yavruları" ilanının hemen altında küçük bir çocuğun başı gözüktü ve çocuk dükkan sahibine sordu :
– "Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?"
Dükkan sahibi :
– "30 dolarla 50 dolar arasında değişiyor fiyatları" dedi.
– "Benim 2 dolar 37 sentim var" dedi çocuk.
– "Bir bakabilir miyim yavrulara"
Dükkan sahibi gülümsedikten sonra bir ıslık çaldı ve köpek kulübesinden beş tane yumak halinde yavru çıktı. Yavrulardan biri arkadan geliyordu. Küçük çocuk yürümekte zorluk çeken sakat yavruyu işaret edip sordu:
– "Bunun nesi var?"
Dükkan sahibi onun kalça çıkığı olduğunu ve hep sakat kalacağını açıkladı.
Küçük çocuk heyecanlanmıştı.
– "Ben bu yavruyu satın almak istiyorum."
Dükkan sahibi:
– "Hayır o yavruyu satın alman gerekmiyor. Eğer gerçekten istiyorsan o yavruyu sana bedava veririm"
Küçük çocuk birden sinirlendi. Dükkan sahibinin gözlerinin içine dik dik bakarak:
– "Onu bana vermenizi istemiyorum. O da diğer yavrular kadar değerli ve ben fiyatını tam olarak ödeyeceğim. Aslında şimdi size 2 dolar 37 cent vereceğim ve geri kalanını ayda 50 cent ödeyerek tamamlayacağım."
Dükkan sahibi çocuğu ikna etmeye çalıştı:
– "Bu köpeği gerçekten satın almak istediğini sanmıyorum. Bu yavru hiçbir zaman diğer yavrular gibi koşup, zıplayamayacak ve seninle oynayamayacak."
Bunun üzerine küçük çocuk eğildi, pantolonunu sıvadı ve büyük bir metal parçasıyla desteklediği sakat bacağını dükkan sahibine gösterip, tatlı bir sesle:
– "Ben de çok iyi koşamıyorum ve bu yavrunun kendisini çok iyi anlayacak bir sahibe gereksinimi var" dedi.
Advertisement

14 Mart 2017 Salı

Kelam Yakup

Soruları Öğrenciler mi çaldı? Neden bu eziyetler


​Geçtiğimiz günlerde ÖSYM'nin düzenlemiş olduğu YGS sınavı gerçekleştirildi. 

ÖSYM tarafından gerçekleştirilen sınavlarda uzun süredir sınav sorularının çalınması durumundan dolayı büyük güvenlik önlemleri ve tedbirleri alınmakta. Bu tedbirler öğrencilerimizin geleceğinin güvenliği için olması gereken bir şey ama alınan tedbirlerin alındığı noktada bir hata var diye düşünüyorum. 

Uzun süredir ÖSYM tarafından uygulanan sınavlarda kişiler üstlerinde kimlik belgesi ve sınav giriş belgesi harici hiç bir şey alamıyor. 

Bu noktada da aklımda deli sorular oluşuyor; şöyle ki Ülkemizde ÖSYM sorularının çalındığı doğrumu, evet doğru.

Peki bu ÖSYM sorularını öğrenciler mi çaldı? Hayır

Peki bu sorular sınav yapılan yerlerde mi çalındı? Hayır

Nerede çalındı o zaman? Merkez'de işin ana merkezlerinde sınavdan önce temin edilerek şer odakların güdümündeki elemanlarına çözdürülüp çalıştırılıp sınava gönderildiler. 

Bu olay açık belli iken bu soruların çalınması noktasında yapılan haklı baskılara ÖSYM tarafı güvenlik önlemlerinin artırılması olarak çözüm üretti ve alınan tedbirlerle sürekli olarak gerekeni yapıyoruz mesajı veriliyor. 

Ancak burada bir sorun var, alandaki insanların suçu yokken sen onları baskılıyorsun, bir öğrencinin bir yıllık emeğini 1 dakika gibi az bir gecikme yüzünde heba ettiriyorsun!

Hepimiz haberlerden ve sosyal medyada yaşananları büyük bir kederle izledik, evden değil de işten gelen varı yoğu sınav olan bir gencimiz kendini tutamadı üzüntüsünden ağlamaya koyuldu. 

Gerçekten bu olayları gördükçe üzülüyoruz, geleceğimizin teminatı gençlerimize haksızlık yapıyor ve bu nesile hırsız gibi muamele ediyoruz, kendi gençlerimizin özgüvenlerini merkezi olarak yapılan hırsızlıklardan dolayı rencide etmemek lazım. 

Bu sınavlarda alınan tedbirler öyle bir hale geldi ki kişilerin cüzdanları, telefonları, anahtarları ve kemerleri bile çıkartılır oldu. Bu şekilde bir uygulama sonrası da okulların etrafındaki ürün satan işportacılar veya dükkanlar sattıkları ürünlerden çok emanet parası kazanır hale geldi. Şimdi aynı il merkezinde olanlar için bir nebze olsun sorun değil ama köyden şehre sınav için gelen çantası vs bir sürü malzemesi ile gelenler ne yapacak belki telefon kredi kartları ve özel değerli eşyalarını 1-2 TL gibi emanet bedeliyle emanet etmektedirler. Bu olay bence büyük bir zafiyet sebebidir. Kişinin özel bilgilerinin çalınması ve ileride büyük sorunların çıkmasına sebep olabilmektedir. 

Kendimde devamlı olarak sınava giren bir vatandaş olarak ÖSYM'nin ve Devletimizin bir önce bu sıkıntılara bir çözüm bulması gerekmektedir. Bu hırsızların yaptığı emek hırsızlıklarının hiç alakası olmayan öğrencilere ödettirilmemesi için gerekli düzenlemenin yapılacağına bir öğrenci olarak inancım sonsuz. 

Yakup Çetin  14.03.2017 - 15:06


23 Şubat 2017 Perşembe

Elementx Web Blog

Hazırlanın Dünya'yı terkediyoruz

İyi akşamlar arkadaşlar Nasa dünyalılara müjdeyi verdi, valizlerinizi toplayabilirsiniz.

Hepimiz demiyormuyuz bu Dünya'nın çivisi çıktı diye, Nasa çivisi çıkmamış yedi gezen bulmuş ve bu Dünyalardan üçünde yaşam kesinmiş diğer dördünde de hayatın olması yüksek ihtimalmiş.

Google amcamızında Doodle yaptığı NASA tarafından keşfedilen 7 gezegen haberi dünyada ki herkes tarafından büyük heyecan yarattı. Evrende yaşayan tek canlılar olup olmadığımız sorusu yıllardır bilim dünyasının cevabını aradığı soruların başında geliyordu. Bu yapılan açıklama sonrası Dünyamız gibi yaşama elverişli Dünyaların olması burada canlı yaşamının olması ihtimalini artırdı. 

NASA'nın dün yaptığı açıklama bu soruya cevap verecek mi herkes tarafından merak ediliyor. Ancak kuşkusuz bu keşif insanoğlunu bu sorunun cevabına bir adım daha yaklaştırıyor. Özellikle Bilim adamları, gezegenlerden üçünün su varlığını ve canlı yaşamını destekleyebilecek yapıda olduğunu ifade etmesi oldukça dikkat çekti.

Yalınız sizde ben gibi bu Dünya'dan yeni Dünya'ya gitmek için valiz hazırlıklarına başladıysanız kötü bir haberim var bu gezenler Dünyamızdan 39 ışık yılı ötedeki  yani matematiksel olarak 39 x 9.500.000.000.000 km! buraya bir bakıp gelmek için uzun bir süre beklememiz gerekecek.

Biz gidemesekte orada bir yerlerde sesimizi duyabilecek bir şeylerin olması haliyle insan oğlunu heycanlandırmaya yetti tahminimce. Benim gibi Bilim Kurgu filimlerini seven insanlar içinde uzun seyahatlerin ileri ki zamanlarda ümkün olabileceği aşikardır. Geçmişin bilim kurguları bu gün gerçek! Neden bugünün bilim kurguları yarının gerçekleri olmasın. 

İhtimal varsa ben giderim bu Dünya'dan Allah'a emanet olun hayırlı geceler... 😀

Yakup Çetin - 23.02.2017 - 21:48

10 Aralık 2016 Cumartesi

Elementx Web Blog

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun


​Sırıstat Haber Merkezi ailesi olarak, Peygamber Efendimizin doğumu nedeniyle kutladığımız Mevlid Kandili'nin Müslümanların kurtuluşuna vesile olmasını dileriz.

Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı bir mübarek geceye daha kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin doğumu nedeniyle kutladığımız Mevlid Kandili dolayısıyla kalplerimizi mutluluk ve huzur doldurdu. Peygamber Efendimizin doğumu karanlıkları aydınlığa çevirirken yeryüzünde zulmün ortadan kalkmasına, rahmetin ve bereketin gelmesine vesile olmuş, insanlığa rahmet ve güzellikler sunmuştur.

Bugün hepimiz Peygamber Efendimizi anlamaya, O'nun engin sevgi ve hoşgörüsüne, izzet ve keremine, rehberliğine muhtacız. Bu mübarek geceyi, güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Efendimizi yakından tanımak, örnek hayatını, üstün ahlakını ve güzel öğütlerini çocuklarımıza öğretmek için vesile kılmalı, hayatımızın her alanında O'nu kendimize örnek edinmeli ve gösterdiği yoldan ayrılmamalıyız.

Bugün insanlık, özellikle de İslam coğrafyası birçok sıkıntıyla karşı karşıya. Özelikle Ortadoğu'da devam eden kaos Müslümanların canını acıtıyor. Bu mübarek günlerin acı çeken insanlığın, Müslüman kardeşlerimizin kurtuluşuna vesile olmasını diliyoruz.

Rabbimiz, gönlümüzde var olan Peygamber sevgisini hiçbir zaman eksik etmesin. Mevlid Kandiliniz mübarek olsun.

27 Aralık 2015 Pazar

Elementx Web Blog

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ölüm yıldönümünde rahmetle anıldı! Mehmet Akif Ersoy kimdir?


​Harikulade mısralarıyla bizlere İstiklal Marşı'nı hediye eden Mehmet Akif Ersoy'u 79. ölüm yıl dönümünde rahmetle anıyoruz.. "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.." İşte tüm detaylar ve Mehmet Akif Ersoy kimdir? içerikli haber..

İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İl Milli eğitim Müdürlüğü ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi tarafından düzenlenen program kapsamında, İstiklal Marşı yazarı Milli Şair Mehmet Akif Ersoy ölümünün 79'uncu yılında geniş bir katılım ile mezarı başında anıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunması ile başlayan anma töreninde öğrenciler milli şairin eserlerini seslendirdi.


MEHMET AKİF ERSOY KİMDİR?
Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı'nın güftekarı, şair ve yazar.

Mehmet Akif Ersoy, 20 Aralık 1873'te İstanbul'da doğdu. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Devleti'ne bağlı Arnavutluk'un İpek kazasına bağlı Şuşise Köyü'nden İstanbul'a gelmiş, annesi Emine Cemile Hanım ise Buharalı Mehmet Efendi'nin kızı olarak Samsun'da doğmuştu. Mehmet Tahir Efendi, ona ebced hesabıyla doğduğu yıl olan 1290'a karşılık gelen Rağıf ismini vermişse de çevresi tarafından Akif olarak çağırıldı. Akif dışında bir de Nuriye adında bir kızları bulunuyordu.

Mehmet Akif, İstanbul'da Fatih'in Sarıgüzel semtinin Nasuh Mahallesi'nde doğdu. Çocukluğu Osmanlı Devleti'nin "hasta adam" olarak nitelendirildiği döneme denk geldi. 1878 yılında, Akif 4 yaşındayken Fatih'de Emir Buhari Mahalle Mektebi'ne başladı. Burada iki yıl eğitim gördükten sonra Fatih İbtidaisi'ne geçti. Aynı yıl babası ona Arapça dersleri vermeye başladı.

Babasının yazın Emin Paşa'nın çocuklarına ders vermesi sebebiyle Emin Paşa'nın çocukları ile arkadaşlık kurdu. Mehmet Akif, 1882 yılında ilköğretimini tamamlayarak Fatih Merkez Rüştiyesi'ne başladı. Ayrıca Fatih Camii'nde Esad Dede'nin İran Edebiyatı derslerine katılıyordu. Lise eğitiminde Mülkiye'nin İdadi bölümünde başladıktan sonra yüksek kısmına geçti. Kısa bir süre sonra evlerinin yanması ve babasının vefatı sebebiyle okula devam edemeyip sivil veterinerlik okulu olan Baytar Mektebi'ne geçti. Şiirle ilgisi bu dönemde başlayan Mehmet Akif, ilk şiirlerini bu dönemde yazmaya başladı.

22 Aralık 1893 tarihinde birincilik ile mezun olmasından sonra Orman ve Ma'adin ve Ziraat Nezare'Baytar Müfettiş Muavini olarak tayin edildi. 1895 yılında ilk eseri olan 7 beyitlik gazeli "Kur'an'a Hitab", Servet-i Fünun Gazetesi'nde yayınlandı. 4 yıl boyunca Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da görev yaptı. Bu seyahatler Mehmet Akif'in düşünce ve yazın hayatını çok etkildi.

1 Eylül 1898'de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey'in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Aynı yıllarda Maarif Dergisi'nde ve Resimli Gazete'de şiir yazıları ve Arapça, Farsça ve Fransızca'dan yaptığı çevirilen yayınlandı. 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebi'ne Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 1907'de Çiftlik Makinist Okulu'na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Ardından bir yıl sonra II. Meşrutiyet'in ilan edildiği dönem İstanbul'da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavinliği'ne getirildi. 1908-1910 yılları arasında "Sırat'ı Müstakim" dergisinde yazdığı dönem en ünlü şiirleri "Küfe" ve "Seyfi Baba" yayınlandı.

Kısa bir süre sonra Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine tayin edilen Mehmet Akif, uzun süre bu kadroda kaldı. 1913'te İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. I. Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya'daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin'e gönderildi. Ardından Arabistan ve Lübnan'a gitmiş ve burada batı-doğu ayrımına şahit oldu. İstanbul'a döndükten sonra Darül-Hikmet-i İslamiye'nin başkatipliğine atandı. Miili Mütareke döneminde kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir'de yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul'daki görevinden alındı. Ankara Hükümeti'nin kurulmasından sonra Burdur Milletvekili olarak meclise girdi.

O sırada Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin desteği ile İstiklal Marşı için açılan yarışmaya giren Mehmet Akif Ersoy, 724 şiir arasından yarışmayı kazandı. 18 Mart 1921'de kabul edilen şiir, 1924 yılında Osman Zeki Üngör tarafından bestelenerek "Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Marşı" olarak ilan edildi. Mehmet Akif Ersoy yarışmadan kazandığı 500 lirayı kabul etmeyerek Türk Ordusu'na armağan etti.

Sakarya Zaferi'nden sonra İstanbul'a geldi ancak İslami uyanışçı düşünürlerden olan Mehmet Akif Ersoy, Cumhuriyet'in laik düzeninin oturması sebebiyle Mısır'a gitti. 1936 yılına kadar Mısır'da Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Siroz'a yakalanması üzerine 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya gitti. Hastalığının ilerlemesi üzerine ülkesine döndü ve 27 Aralık 1936'da İstanbul'da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği'nde bulunmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy'un en önemli eseri olan "Safahat", 7 kitabtan oluşmaktadır. 1911 yılında yazdığı birinci bölümde osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini; 1912 yılında yazdığı "Süleymaniye Kürsüsünde" adlı ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarını işlemiştir. 1913'de Safahat'ın üçüncü bölümü olan "Halkın Sesleri"ni ve 1914 yılında dördüncü bölüm "Fatih Kürsüsünde"yi yazdı. Ardından 1917 tarihli "Hatıralar" ve I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli "Asım"ı yazdı. Son ve 7. bölüm olan "Gölgeler"i 1933 yılında yazdı. Şiirlerinin toplu olarak yer aldığı 7 kitaplık eserine "İstiklal Marşı"nı koymayarak bu eserini Türk Milleti'ne armağan etmişti.

Başlangıcı 1911 olan "Safahat", 1933 yılında tamamlandı. Özmer Ziya Doğrul, Mehmet Akif Ersoy'un kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek eseri, 1943 yılında tekrar yayımladı. Ardından 1987 yılında M. Ertuğrul Düzdağ, eseri önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını yaptı. "Kur'an'dan Ayet ve Hadisler" ve "Mehmet Akif Ersoy'un Makaleleri" adlı çalışmaları da ölümünden sonra yayımlanmıştır.

Mesnevi, Hafız Divanı, Güllistan, Fuzuli'nin Leyla ve Mecnu'nu, Victor Hugo, Lamartine ve Emile Zola gibi eserleri okumuş olan Mehmet Akif Ersoy'un eserleri anlatıya ve övgüye dayalıdır. "Sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkmış dini yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemiştir. Edebiyat dili olarak Milli Edebiyat akımına karşı çıkmış, aruz kullanmıştır. Hatta edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.  

30 Kasım 2015 Pazartesi

Elementx Web Blog

BU DA GEÇER YA HU !!!


​Dervişin birinin yolu bir gün bir köye uğrar. Köylüler fakirdir onu misafir etmesi için Şakir isminde birinin çiftliğine gönderirler. Derviş yola koyulur. Yolda rastladığı bir kaç köylü ona, Şakir'in köyün zenginlerinden birisi olduğunu Halid adında bir başka zengin daha bulunduğunu anlatırlar.

Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Şakir hem misafirperver hem de gönlü geniş bir insandır... Dervişi kaldığı sürece memnun eder. Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret." der. Şakir ise: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer..." diye cevap verir.

Birkaç yıl sonra, Derviş'in yolu yine aynı taraflara düşer. Şakir'i hatırlar ve yanına uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir'in iyice fakir düşüp şimdilerde Halid'in yanında çalıştığını öğrenir. Derviş Halid'in çiftliğine gider, Şakir'i bulur, üstünde eski püskü giysiler vardır. Meğer oralarda vukuu bulan bir sel felâketinde Şakir'in bütün malı mülkü telef olmuştur. Ailesini geçindirmek için, toprakları selden zarar görmeyen Halid'in yanında çalışmaktadır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece fakir olan evinde misafir eder. Bir lokma ekmeğini onunla paylaşır...
Derviş, vedalaşırken Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler. Şakir:"Üzülme... Ya Hû, bu da geçer..." der.

Derviş'in yedi yıl sonra yolu yine o yöreye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Halid birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün mirasını en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir'e bırakmıştır. Şakir, artık Halid'in konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: "Bu da geçer..."

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Köylüler ona bir tepeyi işaret ederler. Meğer tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında da: "Bu da geçer." yazılıdır. Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir'in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş ve tepeyi sıyırmış, Şakir'in mezarından geriye bir iz dahi kalmamıştır...

O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın... Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş'i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve sonra yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır. Orada: "Bu da geçer Ya Hû !!!" yazmaktadır.

25 Kasım 2015 Çarşamba

Elementx Web Blog

Hılful Fudul - İlk İnsani Toplum Kuruluşu

Hılful Fudul veya Hilful Füdul(Arapçaحلف الفضولTürkçesi: Erdemliler İttifakı), 580'li yıllarda Arap kabileleri arasında süregelen savaşlarsonucunda ortaya çıkan anarşi ortamında, can ve mal güvenliğinin sağlanması, zayıf ve güçsüzlerin korunması, zulmün önlenmesi gibi amaçlarla, toplumda sözü geçen, saygın ve iyi niyetli kişilerin önderliğinde kurulan veMuhammed'in de bir ara toplantılarına katıldığı barış cemiyeti.

Erdemliler İttifakı sadece tarihsel bir kurum değil, aynı zamanda, farklı dünya görüşlerine sahip olsalar da, temel ahlâkî ilkelerde anlaşan insanların zulmü engellemek için uzlaşmalarının bir toplumsal zorunluluk olduğunun ifadesi olarak değerlendirilmektedir.[1]

Antlaşma yemini şöyledir.

1- Mekke'de, ister oranın halkından olsun isterse dışarıdan gelen insanlardan olsun, bir kişinin zulme uğradığını gördükleri zaman onunla birlikte olacaklardı.

2- Mazlumun hakkı zalimden alınıncaya kadar zalimin karşısında olacaklardı. Başka bir ifadeyle mazluma hakkı iade edilinceye kadar mazlumla bir tek el gibi -yekvücut- olacaklardı.

3- Deniz, bir tek tüyü ıslatıncaya kadar, Sebir ve Hira dağları yerlerinde kaldığı müddetçe ve maişette (mali durumda) tam bir eşitlik sağlanana dek bu maddeler geçerli olacaktı...

18 Kasım 2015 Çarşamba

Elementx Web Blog

Tevazu gösterme Üzerine Kıssadan Hisse


​"Bir adam, kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Bir süre sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için, bunu o zamanlar aynı zamanda aşevi işlevi görmekte olan bir dergâha bağışlamak ister.
Hacı Bektaş-ı Veli'nin dergâhına gidip durumu anlatır. Hacı Bektaş-ı Veli, "Helal değildir" diyerek bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam, Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu kurbanı kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş-i Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der: "Biz bir karga isek Hacı Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir."
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş-ı Veli'ye sorar.
O da şöyle der: "Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir, ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."

''Tevazu göstermenin, kişiyi nasıl yücelttiğinin kısa öyküsüdür.'''